Cumartesi, Ağustos 13Önemli Haberler
Shadow

Agnes Obel: “Myopia, bir anlamda kendim için bir terapi biçimi”

Agnes Obel: “Myopia, bir anlamda kendim için bir terapi biçimi” – Kültür Sanat Havadisleri

Agnes Obel: “Myopia, bir anlamda kendim için bir terapi biçimi”

Soul vede folk türündeki üretimleriyle dikkat çeken müzisyen, söz yazarı vede piyanist Agnes Obel, (bu gece) 1 Temmuz’da, PSM Lovedes Summer kapsamında, Sıkıntılı PSM’de… Kendi müziğini 12 yaşlarında üretmeye başlamış olan vede 17 yaşlarında da müzik hayatına giriş meydana getiren vede bugün müzikal kariyerinde on yılı dolduran Obel, modern müziğin bağımsız vede örneksiz sanatçıları içinde gösteriliyor. Şubat 2020’de yayınladığı Deutsche Grammophon vede Blue Note etiketli yeni albümü “Myopia”nın öncesi, aynı yıl piyasaya sürülen teklisi “Island of Doom” ile dinleyicileriyle buluşan Obel, dinleyicilerinden olmasıyla birlikte eleştirmenlerden de tam not aldı.

Evvedelki albümlerinde (Philharmonics, Avedentine vede Citizen Of Glass) olduğu şeklinde “Myopia” için de Berlin’deki stüdyosunda deyim yerindeyse, izolasyona giren Obel, albümün yazma, kayıt vede miksaj aşamalarının tümünü kendi üstüne alıyor. 2021’de yayınladığı vede Brooklyn’deki canlı performanslarından oluşan bir EP ile Rone remixli “Can’t Be” isminde single ile dinleyicilerine seslenen Obel, “her biri birbirinden etkisinde bırakan, ruha iyi gelen parçalarla” dolu seçkisiyle vede bu ikinci İstanbul konseriyle karşımızda olacak. “İki deniz arasındaki o güzel yere yeniden gitmeyi o denli iple çekiyorum ki.

Konser mekanına uyacağını düşündüğümüz hususi bir set sıralaması hazırladık” diyen Obel ile incesinden, ortaya karışık bir röportaj yaptık. Gece rotamız belli, o zaman yavaştan Agnes Obel hayatına dalış yapmak için müziğinin sesini açmakta yarar var!

“Gece iyi mi hissettiriyor diye soruyorum”

• Fransız yazar George Sand; “Yaşamı hem yaşamak hem de çalışmak için oldukca kısa buluyorum” der vede ekler: “Tamamımız yaşlanmak vede tüm mutluluklarımızın hayal kırıklıklarına dönüştüğünü görmek için yaşıyoruz.” Sand’ın cümlelerinden yola çıkarak pandemide geçirdiğiniz iki yılda vede hâlihazırda devam eden sürecin içinde, “yaşam mesainizde” vede “sanat hayatınızda” neleri deneyimlediniz, keşfettiniz? Süreçte size iyi gelenler vede fena hissettirenler neler oldu?

Pandemi vede arkasından gelen kapanma Avrupa’yı vurduğunda turnedeydik vede hepsi iptal oldu (planlanmış vede tüm 2020’yi kapsayan aylarca sürecek bir turnemiz vardı) ikimiz de evede gittik, nasıl yapsak! Şahsen benim için kapanmada olmak ya da o hali yaşamak o denli da büyük bir değişim değildi. Şu sebeple ben albümlerimin hepsini bu şekilde yaptım, izolasyonda vede her gün birçok saati yalnız başıma geçirerek! Tüm hayatım süresince bunun için eğitilmişim diyebiliriz. Tüm kapanma deneyiminden pozitif bir kazanımım oldu; yeniden canlı müzik çalabildiğimiz için minnettar hissetmemiz icap ettiğini düşünüyorum. Bu benim için mühim, bu sebeple canlı çalmadığım vakit müziğimi başkalarıyla asla yaşayamıyorum vede onu canlı vede gelişir tutmak için bu o denli mühim ki!

• “Myopia” albümünüz öncesi piyasa sürdüğünüz tekli “Island od Doom”u uyku problemi çektiğiniz günlerde araştırmalarınızdan esin alarak yazdığınızı söylediniz. Aristoteles’ten bu yana uyku hep merak edilmiş vede benim de uzun süreden beri ilgimi çeken konulardan biri. Uykuya dair aklıma ilk gelense; “Uykuya dalanın korkusunu bilir misiniz? Tepeden tırnağa korkar o, altından yer çekilmiş olduğu vede rüya başladığı için” diyen Nietzsche… Ve Türkiye’den bir ozan olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın cümlesi ise durumu özetliyor bence; “Çok da fazla takılmıyorum artık bu uyku mevzusuna, uyuyunca geçmeyen şeylerin bulunduğunu anladığımdan bu yana.” “Island od Doom” şarkınızda; “Işıklar söndüğünde, gece iyi mi hissettiriyor?” diyorsunuz. Ben de size sormak isterim; “uyku” vede “gece” sizin için en anlam ifade ediyor ya da sizdeki karşılıkları nedir?

Sanırım siz “Broken Sleep” şarkısını düşünüyor olmalısınız, benim için o “Myopia”dan insomnia (uykusuzluk hastalığı) konusunu irdeleyen bir şarkı. Ben uykuyla ölüm arasındaki bağlantının yanı sıra, bu dünyadan uzak vede kendi içinde derinlerde, esrarengiz, uykuda olma halini hep merak etmişimdir. Sırli bir hal… Şarkıyı yazarken benim de uyku problemlerim vardı vede acaba öyleki mi diye düşünüyordum… Nihayetrasında uykunun kültürel tarihçesi vede vakit süresince iyi mi anlaşıldığı hakkında okumaya başladım. Bunun yanı sıra, uyku vede uykunun değişik durumları hakkında da bazı yeni araştırmaları okudum vede sanırım bu da kendi uyku sorunlarımdan kurtulmama destek oldu. Kim bilir onu gizeminden arındırarak rahatladım… “Island of Doom” (Kıyamet Adası) ise babam hakkında bir şarkı. Yaşamının son yıllarında depresyondan muzdaripti vede o yıllarda, zihninde vede yalnız yaşamış olduğu dairesinde, kendi “Kıyamet Adası”nı yarattı. Vefat ettiğinden beri, varlığının hala benimle beraber olduğu hissine kapılıyorum. Hususilikle müzik yapmamla ilgili olarak (o da müzik yapıyordu) vede rüyalarımda, bilhassa vedefatından sonraki ilk yıllarda neredeyse orada onunla konuşabileceğimi hissediyordum. Şarkıda ona diğer yanda olmak iyi mi bir his, gece iyi mi hissettiriyor diye soruyorum?

“Çevremden oldukca kolay etkileniyorum”

• “Benim için “Myopia”, itimat vede kuşku üstüne bir albüm. Kendinize güvedenebilir misiniz? Kendi kararlarınıza güvedenebilir misiniz?” diye soruyorsunuz. Suali size sorarsak, yorumunuz ne olur?

Benim için “Myopia” (dar görüşlülük anlamına da gelebilir), idrak vede iyi mi miyop olabileceğiyle ilgili bir albüm. Bu albümle beraber (istediğim) kendi “Myopia” algımı vede eğilimimi araştırarak, kendime şunu soruyorum: “Kendi yargıma vede vakalara ilişkin algıma ne kadar güvedenebilirim?” Bunun bir tek benimle ilgili bir şey olmadığına inanıyorum, bu sebeple bugün medya vede data teknolojilerini kullanan hepimiz için geçerli bir sual bu. Zira bakış açımızı daraltan algoritmalar tarafınca yönlendiriliyor oluşumuzu unutmamalı! Kendime güvedeniyorum, yoksa bu kadar yalnız çalışmazdım, fakat kendi miyop evrenine kilitli olmanın potansiyel dezavantajının da farkındayım, bu sebeple asla kimse kopuk bir boşluk içinde varolamaz vede yaratamaz. Sanırım, benim yalnız emek harcama ihtiyacım çevremden oldukca kolay etkilenir olmamdan kaynaklanıyor. Bu yüzden kendi sound’umu vede müzikal dilimi geliştirebilmek için yalnız emek harcama mevzusunda oldukça katı olmam gerekti.

• “Myopia” kelime anlamıyla manidar bir seçim olmuş! 2010’dan bu yana sizi dinleyen mütevazi bir müzikseveder olarak bu albümün bende tesiri, algısı şu şekilde: Sizin dünyanıza oluşturulan bir pencere şeklinde. Albümde kullanılan enstrümanların sayısı arttırılmış vede bu müzik aletleriyle ortaya çıkarılan melodiler daha yoğun vede daha derinlerde bir yerlerden sesleniyor şeklinde; yaylılar vede vokallerle ortaya çıkan ‘organik sentezleyiciler’in tesiri çok büyük. Sanki dış dünyada ifade edilemeyen duyguları, algıları açığa çıkarıyor hissi vederiyor; anılar, hatıralar, hayaller; bir terapi seansı şeklinde. Peki, sizin tarafınızda neler yaşandı, yaşanıyor? Özetlemek gerekirse bu kere iyi mi bir “Agnes Obel” yolculuğuna çıkıyoruz?

“Myopia”nın bir halde yapmam ihtiyaç duyulan bir albüm bulunduğunu düşünüyorum. Eğer bu bir anlam ifade ediyorsa. Kimi zaman aşabilmek vede yaşamın size kabul ettirdiği bazı deneyimleri anlayabilmek için bir şey yapmanız gerekir. Şu demek oluyor ki haklısınız, bir anlamda bu kendim için bir terapi biçimi. Tabii ki, başkalarını da ilgilendirdiğini umuyorum. Kapanma adım atar başlamaz derhal yeni müzik halletmeye / yazmaya başladım vede “Myopia”dan o denli farklıydı ki. Benim için çalıştığım yeni parçalar tamamen başka bir uzayda çalışmak şeklinde, ben yeni parçalara “sky-musik” diyorum, ayrıca sky, Danca’da bulutlar demek.

“Kendime dışarıdan bakmakta iyi değilim”

• “Myopia” için; “Yalnız algının çarpıklığını temsil edecek bir kelime arıyordum. Bence şuur hakkında ne kadar oldukca düşünürseniz gelen ilk sual şudur; algıladığımız şeyin gerçekte ne olduğu vede ne kadar doğru olduğu? Ve bunun hakkında ne kadar oldukca düşünürseniz, kendi algınıza hakkaten güvedenemeyeceğinizi bir o denli çok da fazla anlarsınız” diyorsunuz! Birazcık bu cümlelerinizden yola çıkarak bu albümün, sizdeki karşılığı nedir desem? Ve bugüne dek ki albümlerinizden farkı nedir?

“Myopia”nın yaptığım en ağır mod-bilge albüm bulunduğunu düşünüyorum, asla kimselerle hakkında -gerçekten- açıklamadığım şeylerle uğraşan bir emek harcama. Iyi mi bir şey çıkmış olduğu mevzusunda hakkaten memnunum fakat hem de süreç bittiğinde ferahladım, rahatladım. Kendi kabusunu hatırlatan, benzeyen sound’lar halletmeye çalışmak vede kendi zihnine güvedenememe duygusunu zorlayarak üretmeye çalışmak daima hoş değil.

• Chicago merkezli müzik eleştirileri vede yorumları meydana getiren web sitesi Pitchfork, albümünüzü, “Bir Agnes Obel konseri daima uzay – dönemin vede kendi içinde bir yolculuktur” diyor vede ekliyor: “Kendi sisli manzaralarını oluşturan, sizi vokallerin vede piyanonun birbirine bulaştığı sürünen bir sise çağrı eden hayaletimsi oda müziği deneyleri”. Tarifi süper ötesi ki! Ve size “melankolinin kraliçesi” diyorlar, ne düşünüyorsunuz? Sahne arkasında vede hususi yaşamınızda tüm bunların yansıması yada tesiri iyi mi oluyor?

Kendime dışarıdan bakmakta iyi değilim, bilhassa müziğim mevzusunda. Sanki ‘özfarkındalık’ bir halde çürütücü hale geliyor / getiriyor şeklinde hissediyorum. Bu yüzden yapabildiğim kadarıyla bu şeylerden kaçınmaya çalışıyorum. Pek anlamadığınız vede hala bir halde aklınızı karıştıran bir şeyle çalışmak oldukça mükemmel vede bir o denli da sizi şaşırtıyor.

• Bir röportajınızda; “Müzik yada sanatın bir tür empati teknolojisi olduğu fikrini hakkaten seviyorum. Bu, bilirsiniz, bir kitap okuduğunuzda yazarın zihnine adım atmanızın bir yolu” diyorsunuz. Sizce, günümüzün müzik yaratıcıları, müzik dünyası vede müziksevederleri bu empatiyi yeterince yakalayabiliyor ya da yaşayabiliyor mu? Örneğin; yakın bir gelecekte, iyi mi bir dünya vede müzik alemi bekliyor bizi, öngörünüz nedir?

Sonbaharel sual. Müziğin daha nev-i şahsına münhasır vede canlı müziğin daha doğaçlama vede daha canlı (konserlerde daha azca evvedelinde kaydedilmiş) hale gelmesini umuyorum ki her bir konser bir tek orada olan benzeri olmayan bir an haline gel(ebil)sin. Müzik, duyguları bir kişiden diğerine aktarma kabiliyetine haizdir, böylece duygular komün halinde yaşanır vede siz kendinizi unutabilir vede başkalarıyla şimdide olabilirsiniz. Bu inanılmaz özelliğin daha çok olması mükemmel olurdu diye düşünüyorum. İ·lave olarak mükemmellik vede şovmenlik ise daha azca odakta olursa mükemmel olur bence.

“Şehrin büyüsünün müziğin içinden çıkacağını umuyorum”

• Bir söyleşinizde diyorsunuz ki: “Kim olduğumuzu hatıralar oluşturuyor. Kaybetmekten en oldukca korktuğum şeyin bu bulunduğunu hissediyorum, bu sebeple kaybedersen anılarını, sen kimsin o vakit? Bu yüzden anıların sesini bulmayı oldukca merak ettim.” Ben kimim / sen kimsin?! Kuvvedet sual! “Kim olduğumuzu hatıralar oluşturuyor” tanımınızdan soruma gelirsem: Geçmişten bugüne kalan vede aslen sizi etkileyen, dönüştüren ne ise; o anı anlatır mısınız?

Sanırım her saniye değişiyoruz, istesek de istemesek de hücrelerimiz vede sinapslarımız (sinir kavşağı) değişiyor. Anılarımızın birçok yönden zihinlerimizin anlatısı yada ana temaları bulunduğunu düşünüyorum, böylece doğru olsun ya da olmasın (ya da her ikisinden birazcık) bu ana temalar, bizim kim olduğumuzu tanımlıyor. Benim için tanımlayıcı hale gelen bir anımın, Claude Debussy’nin “Ayışığı Nihayetatı” adlı parçasını ilk duyduğum vakit bulunduğunu düşünüyorum. 10 ya da 11 yaşındaydım vede onu piyanoda öğrenmem gerekiyordu, öğretmenim dışarı çıkıp onu hissetmemi istemişti. Evede geldiğimi, koridordaki taş zemine uzanıp, bu parçayı dinlediğimi hatırlıyorum. Sayıa beni uzağa, bir yolculuğa çıkarmıştı, dalgalar şeklinde, o denli ki karşı konulmaz…

• Yakın gelecekte masanızda ya da kafanızda bir hayaliniz yada projeniz var mı?

Pandemi esnasında doğan 16 aylık kızımın esin vederdiği, yeni bir albüm üstünde çalışıyorum. Yol gösterici konsept, Danca’da “sema müzik” olarak adlandırdığımız, bulutlar şeklinde süzülen, dalgalı izlenimci müzik.

• Bugünlerde sizi mutlu eden, sabah yataktan tebessümle uyandıran neler var? Bir film, bir şarkı, bir sergi, bir kitap yada bir hatıra/an olabilir?

Nihayet zamanlarda ortaya çıkan beş yada altı saatlik (sanırım) uzun Beatles belgeseli oldukca garip vede bir o denli da esin vedericiydi. Onların sürecini vede kaydedilenlerin stüdyoda yaşama şekillerini görmeyi oldukca sevdim. Hususilikle davullar (bir tek iki mikrofon vede trampet üstünde bir bez)… Ancak kim bilir onların ne kadar oldukca sade-basitçe çaldığını vede eğlendiğini görmek güzeldi…

• Ve son olarak İstanbul’daki bu ikinci konseriniz için heyecanla bekleyen müziksevederlere ne söylemek istersiniz?

Evedet, bu benim İstanbul’da ikinci çalışım olacak (ilk kez Aralık 2013’te çalmıştım) vede iki deniz arasındaki o güzel yere yeniden gitmeyi o denli iple çekiyorum ki. Mekana uyacağını düşündüğümüz hususi bir set sıralaması hazırladık. Bigün öncesinde İstanbul’da özgür bir günümüz olacak, böylece ertesi gün çaldığımızda şehrin büyüsünün müziğin içinden çıkacağını umuyorum

Bir cevap yazın

istanbul escort | beylikdüzü escort | istanbul escort bayan | tesettürlü escort | halkalı escort | kayaşehir escort | şirienevler escort |